15 Ağustos 2012 Çarşamba

Tam demokrasi ve proleterya diktatörlüğü üzerine...

"2. KAPİTALİZMDEN KOMÜNİZME GEÇİŞ

.....
En elverişli gelişme koşulları içinde düşünülen kapitalist toplum, demokratik cumhuriyet biçiminde az çok tam bir demokrasi görünümündedir. Ama bu demokrasi, hep kapitalist sömürünün dar çerçevesi içine sıkışıp kalmıştır; bu yüzden, sonuçta hep azınlık için, yalnızca varlıklı sınıflar, yalnızca zenginler için bir demokrasi olarak kalır. Özgürlük, eski Yunan cumhuriyetlerinde neydiyse, kapitalist toplumda da, aşağı-yukarı o kalır: köle sahipleri için bir özgürlük. Kapitalist sömürü sonucu, bugünün ücretli köleleri, yoksulluk ve sefalet yüzünden öylesine bunalmış, öylesine bitkin bir durumda bulunuyorlar ki, "demokrasiye boş veriyorlar", "siyasaya boş veriyorlar" ve, olayların olağan, dingin akışı içinde, nüfusun büyük çoğunluğu siyasal ve toplumsal yaşamın dışına atılmış bulunuyor.

.....

Peki, siyasal bakımdan bilinçli ve etkin olan bu ücretli kölelerin —kapitalist toplumda gözlemlenen en yüksek— oranı nedir? 15 milyon ücretli işçi üzerinden bir milyon sosyal-demokrat parti üyesi! 15 milyon üzerinden 3 milyon sendikalı!

Çok küçük bir azınlık için demokrasi; zenginler için demokrasi: kapitalist toplumun demokratizmi işte budur. Kapitalist demokrasi mekanizması daha yakından incelendiğinde, her yerde, seçim yasasının "küçük" (sözde küçük) ayrıntılarında (oturma koşulları, kadınlara oy hakkı tanınmaması vb.), temsili kurulların işleyişinde, toplanma hakkına konulan fiili engellerde (kamu yapıları "sefiller"in toplantı yeri değildir), günlük basının kapitalistçe örgütlenmesinde vb., vb. —her yerde, demokratizme sınırlama üstüne sınırlama konduğu görülecektir. Yoksullar için bu sınırlamalar, uzaklaştırmalar, dıştalamalar, engeller, özellikle ne kendileri yoksulluk çekmiş, ne de ezilen sınıflar yığınlarının yaşamını yakından tanımış bulunan kimselerin gözüne küçük görünürler —ve burjuva gazete yazarı ve siyasacılarının onda dokuzunun, hatta yüzde doksan dokuzunun da durumu budur,— ama, hepsi biraraya gelince, bu kısıtlamalar yoksulları siyasetten, demokrasiye etkin katılımdan dıştalar, uzaklaştırırlar.

Marks, Komün deneyi üzerine yaptığı çözümlemede, "ezilenlere, dönem dönem, ezenler sınıfının temsilcileri arasından, birkaç yıl için, parlamentoda kendilerini kimin temsil edeceğini ve ayaklar altına alacağını kararlaştırma izni verilir!" dediği zaman, kapitalist demokrasinin bu özsel özelliğini yetkin bir biçimde kavramıştır.

Ama, bu —kaçınılmaz biçimde dar, yoksulları sinsice ezen, ve sonuç olarak ikiyüzlü ve yalancı- kapitalist demokrasiden başlayarak ilerlemek, burjuva profesörlerle küçük-burjuva oportünistlerin ileri sürdükleri gibi, dolambaçsız, dosdoğru ve çatışmasız bir biçimde "gitgide daha yetkin bir demokrasi"ye götürmez. Hayır. İleriye, yani komünizme doğru gidiş, proletarya diktatorası aracıyla yapılır; başka türlü, yapılamaz, çünkü sömürücü kapitalistlerin direncini kırabilecek başka hiçbir sınıf ve araç yoktur.

Oysa, proletarya diktatorası, yani ezilen sınıflar öncüsünün, ezenlerin sırtını yere getirmek için egemen sınıf olarak örgütlenmesi, demokrasinin yalın bir genişlemesiyle yetinemez.İlk kez olarak zenginler için değil, yoksullar için, halk için demokrasi durumuna gelmiş bulunan demokrasideki önemli bir genişleme ile birlikteproletarya diktatorası, ezenler, sömürenler, yani kapitalistler için bir dizi sınırlamalar da getirir. İnsanlığı ücretli kölelikten kurtarmak için bunların sırtını yere getirmek zorundayız; bu adamların direncini zorla kırmak gerekir; ve baskının olduğu yerde, özgürlüğün olmadığı, demokrasinin olmadığı apaçık bir şeydir.

Engels, okurun anımsayacağı gibi: "...proletarya devlete hala gereksinim duyduğu sürece, bunu hiç de özgürlük için değil, ama düşmanlarına karşı bastırmayı örgütlemek için duyar. Ve özgürlükten sözetmenin olanaklı duruma geldiği gün, devlet, devlet olarak varolmaktan çıkar," dediği Bebel'e mektubunda, bunu hayranlığa değer bir biçimde dile getirmiştir.
Halkın engin çoğunluğu için demokrasi ve sömürücüler için zora dayanan bastırma, yani demokrasiden dıştalama; kapitalizmden komünizme geçiş sırasında demokrasinin uğradığı değişiklik, işte böyle bir değişikliktir.

Ancak komünist toplumda, kapitalistlerin direnci kesin olarak kırıldığı, kapitalistler ortadan kalktığı ve sınıflar yokolduğu (yani toplumsal üretim araçlarıyla ilişkileri bakımından toplum üyeleri arasındaki ayrım silindiği) zaman, ancak o zamandır ki, "devlet ortadan kalkar veözgürlükten sözetmek olanaklı duruma gelir". Ancak ve ancak o zaman gerçekten tam, gerçekten hiçbir istisna tanımayan bir demokrasi olanaklı duruma gelecek ve uygulanacaktır. Ancak ve ancak o zaman demokrasi sönmeye başlayacaktır-şu basit nedenle ki, kapitalist kölelikten, kapitalist sömürünün sayısız korkunçluk, yabanıllık, saçmalık ve alçaklıklarından kurtulduktan sonra, insanlar, toplum biçiminde yaşamanın yüzyıllardan beri bilinen, binyıllar boyunca bütün törel buyruklarda yinelenen yalın kurallarına uymaya ve, hiçbir zor, hiçbir baskı, hiçbir bağımlılık olmaksızın, devlet adı verilen özel baskı aygıtı olmaksızın uymaya, yavaş yavaş alışacaklardır.

....

Demek ki, kapitalist toplumda, yalnızca kolu kanadı kırpılmış, sefil, bozulmuş bir demokrasiye, yalnızca zenginler için, azınlık için bir demokrasiye sahip bulunuruz.Proletarya diktatorası, yani komünizme geçiş dönemi, ilk kez olarak sömürücü bir azınlığın baskı altına alınmasının yanısırahalk için, çoğunluk için bir demokrasi gerçekleştirecektirAncak komünizm, gerçekten tam bir demokrasiyi gerçekleştirmeye yeteneklidir; ve demokrasi ne kadar tam olursa, o kadar gereksiz bir duruma gelecek ve kendiliğinden sönecektir.”



Viladimir İliç Lenin
Devlet ve Devrim
Marksist Devret Öğretisi ve Proletaryanın Devrimdeki Görevleri

1 Mayıs 2012 Salı

Omuz omuza mücadeledeyiz!

Sermaye sahibi küçük bir azınlığın geriye kalan büyük çoğunluğu sömürmesine dayalı emperyalist kapitalizm dünyamızı her geçen gün daha da barbarca bir düzene sürüklüyor.
Gelişen teknolojiye ve üretimdeki büyük artışa rağmen insanlığın çoğunluğunun yaşam düzeyi geriliyor, dünyadaki işsizlik, yoksulluk ve açlık artıyor.
Sermaye sahibi sömürücüler doymak bilmez kâr hırsları nedeniyle kendi sistemlerinin krizini ve bunun bedelini işçilere, emekçilere ödetmeye çalışıyorlar.
Patronların kendi açgözlülükleri nedeniyle uğradıkları zararlarını karşılamak için işçilerin, emekçilerin sosyal ve ekonomik hakları budanıyor, işten durdurmalar artıyor, halktan toplanan vergilerle ve halkın kurumlarının özelleştirilmesi yoluyla sömürücü asalaklara yeni rant kapıları açılıyor.
Sömürenlerin ve ezenlerin, insanlığı daha çok ve sorunsuz ezip sömürmek için oluşturdukları işbirliklerinin karşısına ezilenlerin, sömürülenlerin birliğinin çıkmasını engellemek için halklar arasına dini, milli ve diğer farklılıkları kullanarak kin ve düşmanlık tohumları ekilmeye çalışılıyor.
İnsanlık, işçileri ve emekçileri sömürerek zenginleşen patronlar olmadan da var olabilir, ancak patronlar sömürecekleri işçiler ve emekçiler olmadan var olamazlar!
İnsanlık sömürenlerin olmadığı bir dünyada refah içinde, adil bir düzen kurabilir, insanlığın tümü için gerekli olan üretimi planlayabilir ve herkesin en iyi şekilde yaşamak için ihtiyacı olana sahip olması sağlanabilir.
Bugün Yunanistan’da, İspanya’da, Amerika’da, Mısır’da, Türkiye’de, Kürdistan’da ve dünyanın dört bir yanında sermayenin saldırılarına karşı direnen işçiler ve emekçilerle birlikte mücadelemizi yükselterek birleştirmek için işçi sınıfının uluslararası mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ta meydanlardayız!
Sömürenlerin birliğine karşı, sömürülenlerin birliğini yükseltmek için, Kıbrıs’ta yaşayan ve sömürülen tüm işçiler, emekçiler 1 Mayıs’ta omuz omuza mücadele alanlarındayız!
Kıbrıs’ta yaşayan ve çalışan tüm işçilerin, emekçilerin yasal hakkı olan sendikal örgütlenme hakkımızı tüm işyerlerinde kullanalım, ekonomik haklarımızı korumak ve artırmak,  eşit işe eşit ücreti, insanların yaşamlarını insanca seviyelerde sürdürebilmesi için gereken ücreti elde edebilmek için bizim olan sendikalarda örgütlenelim!
Sömürenlerin barbarlık düzenini dağıtmak için halkların kardeşliğini ve sınıf mücadelesini yükseltelim, işçi sınıfı iktidarını kurmak için devrimci örgütlenmemizi artıralım!
Yaşasın daha iyi yaşam koşulları için mücadelemiz ve sendikal örgütlülüğümüz!
Yaşasın sömürüsüz bir düzen mücadelemiz ve devrimci sınıf örgütlenmemiz!
Yaşasın halkların kardeşliği, işçilerin-emekçilerin birliği!

Yaşasın işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü kızıl 1 Mayıs!

17 Nisan 2012 Salı

Lefkoşa Türk Belediyesi halkındır!

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) çalışanına düşman, kendisine ve çevresindekilere rant sağlama peşindeki bir Belediye Başkanı, Belediye’de yaratılan sorunlarda pay sahibi olan ve kendini aklama peşindeki hükümet partisi ve Belediye’de at koşturan mafya odaklarına teslim edilemez!

LTB başta Lefkoşa halkı olmak üzere tüm toplumun malıdır.

• LTB’nin çilesini çeken belediye emekçileri güvenli bir işe ve geleceğe sahip olmalıdır!
• Belediye’ye yapılan partizanca kadrolamalar durdurulmalı ve belli odakların Belediye’ye soktuğu iş yapmayan kişilerin işlerine son verilmelidir!
• Tüm belediye emekçileri kadrolanmalı ve eşit haklara kavuşturulmalıdır!
• Belediye bütçesi tüm borçları, verilen ihaleleri ile çalışanın ve halkın bilgisine, denetimine açılmalı, usulsüz borçlanmalar ve ihaleler derhal durdurularak bunlarla ilgili yasal işlem başlatılmalıdır!
• Belediye emekçilerinin alınterlerinin karşılığı olan maaşları zamanında ve tam ödenmelidir!
• Belediye emekçilerine karşı başlatılan tutuklamalarla polis baskısına son verilmeli ve tüm davalar  geri çekilmelidir!

Belediyede yaşanan sorunların köklü çözümünün yolu ise belediyenin demokratik, katılımcı bir anlayışla tüm halkın denetim ve yönetimine açılmasıdır. Bunun için LTB’den başlayarak öncelikle belediye emekçileri ve bölgede yaşayan tüm işçi, emekçiler ve halkın komitelerde örgütlenerek kendi yönetim mekanizmalarını kurmalıdırlar.

• Belediyeyi Cemal’den, mafyadan ve Hükümet odaklarının partizanlıklarından kurtarmak için Belediye Halk Komitelerini kuralım!

• Lefkoşa Türk Belediyesi’nden başlayarak tüm ülkenin halk tarafından yönetildiği halk demokrasisi iktidarı için mücadeleyi yükseltelim!

8 Mart 2012 Perşembe

8 Mart Mücadele Günüdür ve Kızıldır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda emeğini satarak yaşamını sürdüren emekçi kadınların günüdür.

8 Mart  erkek egemen toplum yapısı ve kapitalist sömürünün katmerli bir şekilde ezdiği kadınların mücadele günüdür!

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlayan kadın, erkek 40.000 dokuma işçisinin ve bu mücadelede katledilen çoğu kadın 129 emekçinin günüdür.

8 Mart Emperyalist, kapitalist barbarlık düzenine karşı mücadele eden kadınların ve onlarla omuz omuza yürüyen tüm sınıf kardeşlerinin mücadele günüdür.

Mücadeleyi, 8 Mart 1857'de katledilen 129 emekçinin anısını yaşatmak için 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında bu  günün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak anılmasını sağlayan devrimci kadın önder Clara Zetkin gibi mücadeleye omuz vererek kazanacağız.

Mücadeleyi işçi kadınların örgütlerinde, sendikalarında, kendi sınıflarına ait örgütlerinde örgütlenmesi, birleşmesi, erkek yoldaşlarıyla omuz omuza mücadele etmesi, kararlara doğrudan katılması, uygulaması, denetlemesi, en nihayetinde devleti yöneten eşit yurttaşlar haline gelmesiyle kazanacağız.

Emekçi kadının kurtuluş yolu tıpkı erkek emekçi yoldaşı gibi, insanı da metalaştıran özel mülkiyet düzeninin yok edilmesidir, sosyalizmdir.

İnsanca yaşamak, köle değil özgür insan olmak için kadın-erkek el ele, sömürücü patronların saltanatını yıkmak için mücadeleye!

“Kurmaya talip olduğumuz dünyada, yalnızca sömürüyü değil,
her türlü tahakkümü de atacağız tarihin çöplüğüne...
İşte bu nedenle o günler, “Ekmek ve Gül”le betimlendi.”

9 Ocak 2011 Pazar

Devrimci Komünist Birlik Kuruluş Bildirgesi

Ülkemiz devrimci mücadelesini ileri taşımak ve yeni bir soluk getirmek hedefiyle, Devrimci Komünist Birlik (DKB) kurulmuşunu ilan ediyor!
DKB kendisine Marx ve Engels tarafından temelleri atılan bilimsel sosyalizmi, Lenin önderliğinde zafere ulaşan bolşevik sosyalist devrimi stratejisini, Lenin ve Stalin önderliğinde sosyalizmin inşası ve devamında adımları atılmaya başlanan komünist inşa siyasetini ve gerek III. Enternasyonal gerekse de onun devamı olan Komintern tarafından ortaya konan uluslararası komünist strateji ve taktiği temel alarak mücadeledeki yerini alacaktır.
DKB bu temel üzerinden hareketle ülke ve bölge coğrafyası ile dünyadaki gelişmeleri tahlil etmeye ve mevcut siyasi, ekonomik sorunlara yönelik siyaset üretmeyi amaçlamaktadır.
Bu hedefle DKB, Sosyalist Ekim Devrimi’nin güçlü etkisi altında kurulan Kıbrıs Komünist Partisi’nin III. Enternasyonal ile uyumlu bir şekilde oluşturduğu Anti-Emperyalist Birleşik Cephe siyasetini temel alacaktır.
DKB bu temelden hareketle ülkedeki komünist unsurları bir araya getirme ve öncelikle güçlü bir kadro örgütlenmesini sağlayarak bu örgütlenmeyi işçi-emekçi kesimlerin geniş kitleleri ile birleştirecek olan ve günün sonunda Komünist Parti inşası ile taçlandıracak olan siyasi ve ekonomik örgütlenme araçlarını yaratmayı ve mevcut olanlarda aktif olarak çalışmayı kendisine temel görev addedecektir.
DKB Kıbrıs genelinde yaşayan ve bu coğrafyadaki sermaye düzeni tarafından sömürülen milliyeti, dini, dili ne isterse olsun tüm işçi ve emekçilerin sınıfsal temelde tek bir çatı altında örgütlenmelerine ve ülkedeki devrimci mücadelenin ana unsuru olmalarına katkı koymayı amaçlamaktadır.
DKB Leninist parti örgütlenmesini temel alarak örgütlenecek olan güçlü, disiplinli bir kadro örgütlenmesini öncelikli hedef olarak önüne koymuştur.
DKB ülkemizde yaşamını sürdüren ve bu ilkelere inanan tüm samimi unsurları biraraya getirmek için üzerine düşeni yapmakta kararlıdır.
Mücadelemiz tüm ezilenlerin, sömürülenlerin kurtuluş mücadelesidir!

Mücadelemiz sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumu inşaa etmek için, insanlığı komünist topluma taşımak içindir!