18 Nisan 2015 Cumartesi

Faşist zorbaları lanetliyoruz!

Dün Mağusa’da gerçekleştirilecek olan bir sanat etkinliğinde, sırf Ermeni kökenli olmasından dolayı tiyatrocu Aret Vartanyan’a yönelin faşist gruplar tarafından provakasyon yapılmıştır. Tiyatro salabuna girmeye ve linç saldırısı gerçekleştirmeye çalışan grup polis tarafından zorlukla engellenmiştir.

Bu gerici eylemi gerçekleştiren grup aralasında, ülkemizde öğrenci sıfatıyla bulunan ve insanlık düşmanı suç teşkil eden bu eyleme katılan çok sayıda yabancı kökenli kişi de bulunmaktadır.

Kuzey Kıbrıs’ta kurulmuş olan sömürgeci işgal düzeni bu ülkenin devrimci, demokratlarına karşı her türlü tedbiri alırken, ülkemizde öğrenim gören yurtsever öğrencilerin kimi barışçıl eylemlerine dahi müdahale eden ve bir çok kez bizlere karşı davalar açılıp kimi zaman da yurtdışı kararları alınırken, devletin polis güçlerine karşı taşlarla saldıran, etraftaki arabalara zararveren bu gruplara karşı herhangi bir yaptırım uygulanmaması, bu düzenin gerici yapısının yansımasıdır.

Devrimci Komünist Birlik olarak bu faşisst zorbalığı lanetliyoruz!

Kurulan seçim kürsülerinde demokrasi nutukları atan düzen partiler ve bu gerici zihniyetleri geçmişte makamlarında kabul edip destek olan adayları bu grupların ülkemizin kuzeyinde örgütlenip güçlenmelerinde pay sahibidirler!

Milli ve etnik temelde ırkçı düşüncelerle halkları bölmeye çalışmak insanlık düşmanlık bir suçtur! Bu suçu işleyenleri ülkemizden def etmeli ve milleti, dini, dili, ırkı ne olursa olsun ülkemizde yaşayan tüm işçilerin, emekçilerin birlikteliğine dayanan ortak bir düzen kurmalıyız.

Yaşasın dünya halkarın kardeşliği! Faşizme geçit yok!

3 Şubat 2015 Salı

Devrimci Komünist Birlik siyaseti ve mücadele anlayışı

Devrimci Komünist Birlik kuruluşundan bugüne geçen üç yıllık sürede bir çok konuda, çeşitli siyasal tezler ve açılımlar ortaya koymuştur. Ve koymaya da devam etmektedir. Buna rağmen bazı çevreler DKB'nin siyaseti olmayan, siyaset üretmeyen bir yapı olduğunu iddia edebilmektedirler.

Altta bugüne kadar DKB imzası ile ya da DKB adına DKB'li yoldaşlarımız tarafından ortaya konan siyasal metinlerin en önemlileri, konu başlıklarına göre bir liste şeklinde bulunmaktadır. Elbette bunlar dışında DKB'nin yayınladığı bir çok bildiri ve DKB'yi temsil eden yazılar bulunmaktadır. Tümünü de bu listeye eklemeye gerek duymuyoruz. Gerek DKB sayfalarında gerekse de www.gelecekgazetesi.net sayfasından bu kaynaklara ulaşılabilir.

Bizi ısrarla verimsiz ve ileri taşımayacak tartışmalara çekmeye çalışanlar, eğer ortak mücadele zeminleri yaratma ve ülke derimci mücadelesine katkı koyma konusunda samimi iseler, bizleri "siyaseti olmayan" "siyaset üretmeyen" "siyasal tartışma yürütmekten kaçan" bir yapı olarak nitelemek yerine, biraz zahmet edip bizlerin siyasal zeminini yansıtan bu metinleri incelerler ve yanlış gördükleri noktalar varsa bizleri açıklıkla siyasal temelde eleştirirler. Bizler bu çerçevedeki eleştirileri değerli görür ve hatalı yönlerimiz varsa onları düzeltmeye çalışırız. Marksist-Leninist yapılanmanın gerektirdiği yaklaşım bu şekilde olmalıdır.


·         Siyasi İdeolojik Açılımlar:
Devrimci Komünist Birlik Kuruluş Bildirgesi

İnsanlığın gelişimi ve komünizm

Din üzerine

Stalin'in “Leninizmin Temelleri” kitabından bir bölüm ve çıkarılan bazı sonuçlar

Haklı taleplerimizle alanlara!

Omuz omuza mücadeledeyiz!

Geçit Yok Emperyalizme!

"HAZİRAN" GÜNLERİNİN SAKLADIKLARI

Özneleşme mücadelesinde insan!

Kavazoğlu’nu anmak...

Bir ölüm yıl dönümü

Kıbrıs işçi sınıfının mücadele zemini...


·         Kıbrıs Sorunu ve mücadele anlayışımız:
Kıbrıs Sorunu ve Devrimci Çözüm

Kıbrıs sorunu ve süreç üzerine
http://devrimcikomunistbirlik.blogspot.com/2013/11/kbrs-sorunu-ve-surec-uzerine.html

Kıbrıs sorunu ve mücadele yöntemleri

İşgale karşı tavır ve birlikte mücadele!

Durumumuz ve gelmekte olana hazırlanmak

İşgale ve emperyalizme karşı mücadeleye, sokağa!

İnsanlık suçu işleyenler hesap versin!

Göbek bağını reddediyoruz!

Geçişler, çözüm ve mücadele...

Nasıl bir mücadele?

Mücadeleyi adım adım örmek

Süreç ve görevler


·         Demokrasi mücadelesi:
İşgal, demokrasi ve ifade özgürlüğü (Devrimci Kopuş, Sayı 1)

Tam demokrasi ve proleterya diktatörlüğü üzerine...

Doğrudan mı yoksa Sovyet Demokrasisi mi?

Devrimcilerin demokrasi mücadelesi

Doğrudan Demokrasi Üzerine

Ekim Devrimi’nin 96. yılında Sovyetlerin izinde!


·         İş ve Güçbirlikletikleri:
Rejime karşı işbirliği ile ilgili

İş ve güç birlikteliği önerileri üzerine

Geçmişten ders almak ve “Toparlanmak

Siyasal önderliği kim üstlenecek?

Toplumsal Varoluş Hareketi üzerine

14 Ağustos İşgal karşıtı eylemler:
14 Ağustos "Diren Kıbrıs!" eylemlilik bildirgesi

Toplumsal Varoluş Güçleri süreci:
Devrimci Komünist Birlik temsilcisi Yusuf Alkım'ın BRT propaganda konuşması:

TVG’nin sonu ve çıkarılan dersler

Ortak Muhalefet Alanı Süreci:
"Bize dayatılan bu düzeni, reddediyoruz!"


·         Diğer sol yapıların yaklaşımları ve eleştirisi
KSP adıyla yapılan çarpıtmalar ve zorunlu teşhiri

Sol neden param parça...

Sol-sekterizm...

14 Ağustos eylem süreçleri...


·         Militarizm ve Vicdani Red konusu:
Vicdani Red Hakkı ve devrimci anlayış (Devrimci Kopuş, Sayı 1)

Askerlik, silahsızlanma ve Leninist bakış açısı üzerine


·         Emek mücadelesi  ve sınıfsal talepler
DKB’den iş mahkemeleri ve sendikalaşma sendikalara ziyaret

Yeterli düzeyde ücret, insanca yaşayabilme olanağı!

Sefaleti kanıtlarcasına; Yeni asgari ücret!

Özel sektör çalışanlarının durumu

Köle işçiliğin ilanı!


·         Gençlik Örgütlenmesi:
Sınıfın Gençlik Birliği kuruluş manifestosu

Uyuşturucuyla zehirlenen değil, üreten bir gençlik için!


·         Kadın Sorunu:
8 Mart Mücadele Günüdür ve Kızıldır!

Bir 8 Mart daha ve ezilen kadınlar...


·         Yunanistan’daki sınıf mücadelesi:
Yunanistan’daki gelişmeler ve önemi...


·         Nükleer enerji ve çevre mücadelesi:
Zaman daralıyor! (Devrimci Kopuş, Sayı 2)


·         Suriye savaşı
Emperyalist savaşa ortak olmayacağız!


·         LTB grev süreci ve yerel seçimler:
Lefkoşa’yı Bu Pislikten DEVRİM Temizler!

Rejime karşı mücadeleye!

Lefkoşa Türk Belediyesi halkındır!

Bu kez sonuna kadar mücadele!

LTB seçimleri ve devrimci sorumluluk

29 Ocak 2015 Perşembe

Yunanistan’daki gelişmeler ve önemi...

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte dünya işçi, emekçilerinden yana güçlü bir dayanağın kalmadığı koşullarda, tek başına hakimiyetini kuran emperyalist kapitalizm, dünya işçi ve emekçi halkları üzerindeki baskı ve saldırılarını giderek artırdı. Sovyetler’in dağılması ile birlikte sadece tek kutuplu bir yapı değil, devasa yeni pazarların ortaya çıkması süreci de yaşandı. Emperyalist kapitalizm kendi hakimiyeti altında olmayan bu pazarları ele geçirmek için büyük bir hırsla harekete geçti.  Bu gelişme emperyalist ülkelere büyük bir rahatlama ve krizden uzak bir dönem geçirme olanağı yarattı.

Bu geçici barış dönemi çok uzun süremezdi ve sürmedi. 10 yıl gibi bir süre zarfında bu pazarlar ele geçirilerek paylaşıldı. Dahası bu süreçte dünya emperyalist güçlerine Sovyetler’in mirasını yağmalayarak güçlenen Rusya ve “sosyalizm” adı altında güçlü bir devlet kapitalizmi yaratan Çin gibi yeni ülkeler de dahil oldu. Yeni emperyalist güçlerin ortaya çıkması ile birlikte pazar kavgası giderek arttı ve her geçen gün daha da artıyor.

2000’li yıllara gelindiğinde emperyalist kapitalizm çok ciddi bir krizin eşiğindeydi. Ancak bunun farkında olan başta ABD merkezli kapitalist güçler, kendi kontrollerinde suni krizler yaratarak gelmekte olan büyük krizi atlatmaya, en azından ertelemeye çalıştılar. Kendi örgütledikleri yönünde ciddi kanıtlar bulunan, en iyimser durumda dahi buna göz yumdukları kesin olan 11 Eylül saldırıları ile birlikte yeni bir yıkımlar ve yağmalara dayalı savaş dönemi başlatıldı. Bu sayede hem savaş ekonomisi artırıldı, hem yıkılan ülkelerin yeniden inşası sayesinde ekonomik canlılık yaratıldı, hem de yeni sömürü alanları yaratılarak ABD merkezli emperyalist kamptaki ülkelerin ekonomik yönden rahatlatılması sağlandı.

ABD merkezli emperyalist kampın aldığı bu önlemlerle bir süreliğine ertelenen ekonomik kriz, 2008’de kapıya dayandı ve dünyanın dört bir yanında yıkıcı etkilerde bulunmaya başladı. Bugün kriz ve etkileri halen daha devam etmekte ve önümüzdeki, en azında, kısa vadede de devam edeceği görülebilmektedir.

Krizin Yunanistan’a yansımaları
İşte bu gelişmelere bağlı olarak Yunanistan’da da ciddi toplumsal dönüşümler yaşandı. Emperyalist ekonomik krizin en çok etkilediği ülkelerden birisi de Yunanistan oldu. Çok hızlı ve derin bir şekilde, geniş halk kitleleri yıkıma uğratılarak yoksullaştırıldı. İşsizlik % 25 gibi devasa boyutlara ulaştı. Bu gelişme ülkede onlarca genel grevin eşlik ettiği ciddi bir muhalif hareketlilik yarattı. Bununla birlikte bir yanda Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ve bu süreçte oluşan Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA) gibi sol söylemlere sahip örgütler yükselirken, diğer yanda da Altın Şafak gibi faşist örgütler güç topladı.

Bugün % 36 civarı bir oya ulaşan ve parlamentonun neredeyse yarısını kazanan SYRIZA’ya biraz daha ayrıntılı bakacak olursak görünen şudur: SYRIZA 2000’li yılların başında, çok farklı sol siyasetlerden örgütlerin bir araya gelmesi ile oluşan ve süreç içerisinde giderek gelişen bir yapılanma. Özellikle 2008 krizi ile birlikte gerek IMF tarafından, gerekse Avrupa Birliği’nin ekonomik kurmayı konumundaki Troyka tarafından Yunanistan’a dayatılan ekonomik paketler ve kemer sıkma politikaları, Yunanistan halkında giderek yükselen tepkilere neden oldu. Dayatılan kemer sıkma politikalarına karşı çıkarak halkın tepkilerini en popüler şekilde dillendirmeyi başaran SYRIZA, kısa bir sürede gücünü katlayarak artırdı.

SYRIZA’nın hükümete gelmesine benzer gelişmeler aslında ilk kez Yunanistan’da ortaya çıkmış değil. 2000’li yıllarla birlikte Venezüella, Bolivya gibi Latin Amerika ülkelerinde ve hatta ülkemizin güneyinde AKEL’in hükümete gelmesi ile birlikte, bir dizi ülkede yakın geçmişte de benzer “sol” “sosyalist” söylemlere sahip hükümetler oluşmuştu. Bu ülkelerin her birinin kendine özgü süreçleri ve farklı özellikleri elbette vardır. Burada bahsettiğimiz benzerlik “sol” “sosyalist” söylemlere sahip olan partilerin seçimlerde çoğunluğu sağlayarak hükümete gelmeleridir.

SYRIZA’nın politikaları
Tam da bu noktadan hareketle, tıpkı SYRIZA benzeri söylemlere sahip partilerin hükümete geldiklerinde yaptıkları, yapabildiklerine bakıldığında, SYRIZA’nın da yapabileceklerini tahmin etmek kolaylaşıyor. Örneğin SYRIZA’nın 2012’deki manifestosu ile 15 Eylül 2014’te hükümete gelmeleri durumunda yapacaklarını ortaya koydukları Selanik programı arasında dahi rahatlıkla çok ciddi farklılıklar görülebilmektedir. Örneğin geçmişte ileri sürülen; özel bankalar, hastaneler ve stratejik önemdeki eski kamu kuruluşlarının yeniden millileştirilmesi, NATO üyeliğinden çıkılması gibi vaatlerin geri çekildiği ve bunun yerine özellikle AB ile çatışmadan, uzlaşı içerisinde “sosyal adaletin sağlanması” yönünde adımlar atılmasının hedeflendiği görülebilmektedir.

SYRIZA’nın yapabilecekleri
Bu noktada SYRIZA’nın ne yapabileceği, nereye kadar ilerleyebileceği ile ilgili bazı olasılıkları ortaya koymakta fayda vardır. Öncelikle SYRIZA’nın devrimci bir program ve buna bağlı kapitalist düzeni ortadan kaldırmaya yönelik devrimci bir perspektifte olmadığını belirtmek gerekiyor. SYRIZA mevcut kapitalist düzen içerisinde elde edilebilecek bir dizi reformlarla özellikle yoksul, emekçi kesimlerin yaşam koşullarını iyileştirmek ve kapitalist ekonomik yapılanmayı daha “işlevsel” hale getirerek ülke ekonomisini canlandırmayı hedeflemektedir. Yani SYRIZA Marksist devrimci bir programlar değil reformist bir programla hükümete gelmiş durumdadır. Zaten Marksist devrimci bir programa sahip olan partilerin hedefi burjuva demokrasilerinde hükümete gelerek, kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu bir ülke yönetiminde yer almak değil, burjuva demokrasisini ortadan kaldırarak, işçi sınıfı önderliğinde, emekçi halkların ittifakına dayalı proleter bir demokrasi örgütlenmesiyle sosyalist üretim ilişkilerine dayalı bir ülke inşa etmektir. Bu nedenle SYRIZA’dan Marksist temelde devrimci adımlar atmasını beklemek boşunadır. Ancak dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde, bir tarafta liberal politikalara batmış olan sözde sosyal demokrat çevrelerin kendilerini de SYRIZA’yla özdeşleştirme çabaları, diğer tarafta ise devrimci söylemlerle siyaset yapma çabasında olan bazı kesimlerin SYRIZA’ya devrimci bir iktidar gömleği giydirme çabaları görülebilmektedir. SYRIZA’nın yarattığı ‘umut patlaması’nı bir şekilde kendilerine yontmaya ve bunun üzerinden prim sağlamaya çalışan bu yapıların ilk grubu bu sayede kendi liberal politikalarının üstünü örtmeye çalışırken, ikinci gruptakiler de kitlelerin SYRIZA hükümetinden büyük beklentiler içerisine girmesine ve günün sonunda SYRIZA’nın bu politikalarla hareket ettiği oranda kaçınılmaz başarısızlığı sonrasında oluşacak moral çöküntüye zemin hazırlamaktadırlar. Bu iki gruba bir de SYRIZA’nın bu yükselişinin altında yatan ve devrimci güçler açısından büyük önem taşıyan etkenleri görmezlikten gelerek yaşanan gelişmeleri tamamen değersizleştirenlerden oluşan üçüncü grup da eklenmelidir.

SYRIZA ne olduğundan daha ilerici, ne de liberallerin bulunduğu konum kadar gerici bir yapıdadır.

SYRIZA’nın yükselişinin etkenleri
SYRIZA’nın özellikle işçi, emekçi yoksul kitlelerin desteği ile bugün ulaşmış olduğu güç, Yunanistan’da ta 1900’lerin başından beri devam eden büyük mücadelelerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı ve sonrasındaki Yunanistan İç Savaşı yıllarında Nazi işgaline karşı komünistlerin önderliğinde yükseltilen büyük halk direnişi, 1960’lar ve 70’lerde Faşist Askeri Cunta yönetimlerine karşı verilen kavga ve son yıllarda emperyalist kemer sıkma politikalarına karşı büyüyen isyanın yarattığı bir karşı duruştur. Özellikle son yıllarda gerçekleştirilen 10’larca genel grev ve sokak muhalefeti sonucunda, diğer mualif güçlerle birlikte SYRIZA da güçlenmiştir. Ve dayanılamaz bir baskı altında olan işçi, emekçi yoksul kitleler çok daha sancılı bir süreci gerektiren büyük bir devrimci dönüşüm yerine, daha popüler söylemlerle mevcut düzen içerisinde nefes alma boruları yaratmayı öneren SYRIZA’ya umut bağlamayı tercih etmişlerdir. Burada esas önemli olan nokta bir çok sorunlu yönü olan SYRIZA’nın örgütsel başarısı değil, Yunanistan’da emek düşmanı emperyalist dayatmalara karşı SYRIZA’yı ve diğer ilerici güçleri destekleyen büyük bir halk kitlesinin oluşudur. Bu kitleler yukarıda da bahsettiğimiz gibi on yıllardır çeşitli vesilelerle emperyalist politikalar karşı büyük direnişler sergilemiş olan bir halkın mensubudurlar. Ve bugün yine benzer bir direnişi sergilemektedirler. AB’nin emek düşmanı dayatmalarına karşı durarak boğazlarına geçirilen ilmiği söküp atmaya çalışmaktadırlar.

SYRIZA’nın birçok farklı kesimin bir araya gelerek oluşturduğu bir koalisyon olmasına rağmen, özellikle son yıllardaki sokak direnişlerinde oluşan taban örgütlenmelerine dayanmaması, giderek tabandan kopuk bir merkezi liderlikle yönetilmeye başlanması, giderek yumuşatılan ve AB ile uyumlu hareket etmeyi tercih eder pozisyona gelen politikaları ile birleştirildiğinde, orta vadede büyük bir çöküş yaşamasının kaçınılmaz olduğu görülmektedir.

Önümüzdeki süreçteki olasılıklar
Önümüzdeki süreçte yaşanılabileceklerle ilgili olarak iki farklı olasılık öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi SYRIZA’nın AB kurmayları ile uzlaşarak onların da mali desteği ile kapitalist üretim ilişkilerinin temellerine zarar vermeyecek şekilde, ülkedeki sosyal adaletin geliştirilmesi ve bu sayede isyan noktasında olan yoksul kesimlerin beklentilerinin bir oranda karşılık bulmasının sağlanmasıdır. Bu olasılığın gerçekleşmesi için başta Almanya, Fransa ve İngiltere gibi AB’nin büyük güçlerinin ABD’nin de desteği ile SYRIZA hükümetine zaten bir dizi gelişmiş kapitalist ülkede var olan uygulamaları hayata geçirmesine göz yummaları gerekmektedir. Ki bu mümkündür, çünkü SYRIZA’yı destekleyen kitlelerin ondan umudunu keserek daha radikal politikaları savunan hareketlere kayması bu emperyalist güçler için çok daha büyük bir tehdit oluşturabilir. Burada belirleyici olacak olan Yunanistan’daki muhalif kitlelerin bilinç ve örgütlülük düzeylerindeki yöndür. Eğer kitleler pes etmeme ve daha radikal tavır alma yönelimindeyseler bu olasılık emperyalistler açısından en akla yatın olanı olabilir. İkinci olasılık ise SYRIZA’nın kendisini destekleyen kitlelerin beklentilerini bir nebze de olsa karşılayamayarak gücünü kaybetmesi ve kitlelerin ya daha gerici pozisyondaki faşist yapılanmalara ya da daha ilerici politikalara sahip devrimci örgütlenmelere yönelmesidir.

Devrimcilere düşen görev
Bu notada biz devrimciler açısından öne çıkan; gerek birinci, gerekse ikinci olasılıkta kitlelerin doğru bir yönelime girmelerine nasıl etkide bulunabileceğimiz sorusu olmalıdır. Bu sorunun cevabı öyle kolayca şablonlara oturtarak verilemez. SYRIZA’yı cepheden eleştirip,  ondan umudunu kesecek kitlelere güçlü bir alternatif yaratamadığımız koşullarda kitleler ya mücadeleye sırtlarını dönecekler ya da daha gerici yapılanmalara yönelecekler. Diğer yandan SYRIZA’nın günün sonunda işçi, emekçilerin sorunlarına köklü çözümler üretmesi mümkün olmayan ve kapitalist üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılması ana sorununu önüne koymayan reformist politikalarını kitleler nezdinde teşhir etmediğimiz ve işçi, emekçi kitlelerin kapitalist düzene karşı pozisyon almalarını sağlamadığımız oranda da kimi “solcu” kesimlerin düştüğü gibi SYRIZA ‘hayalperestliği’ pozisyonlara da düşebiliriz.

Şu bir gerçektir ki; SYRIZA’nın kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldırmayı temel almayan reformist politikaları hayata geçirildiği oranda kitlelerde kapitalizmi ortadan kaldırmaya gerek olmadığı, bu yapı içerisinde de insanlık yararına kazanımlar elde edilip güzel bir yaşam sürdürülebileceği yanılsaması oluşması muhtemeldir. Devrimcilerin görevi ise kitlelerin bu yanılsamaya düşmesini engellemek, kapitalizm koşullarında elde dilebilecek kazanımların ancak kitlelerin örgütlü gücü devam ettiği sürece, yani sömürenler cephesi yeniden güçlerini toplayarak karşı saldırıya geçene kadar korunabileceğini anlatmak, gerçek, kalıcı kurtuluşun; kapitalist sömürü çarklarının kırılıp, tüm devlet yapılanması ile birlikte sökülüp atılması ve yerine sosyalist üretim ilişkilerinin kurulması ile mümkün olacağını işçi emekçi kitleler nezdinde bilince çıkarmak olmalıdır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi; SYRIZA ne olduğundan daha ilerici, ne de liberallerin bulunduğu konum kadar gerici bir yapıdadır.

Kıbrıslı devrimciler, komünistler olarak bizler açısından Yunanistan’da yaşanan gelişmeler son derece önemlidir. Tıpkı hemen diğer yanımızdaki Kürdistan’da yaşanan başta Kobane ve diğer Kürt bölgelerindeki halk direnişi gibi. Aynı şekilde Türkiye’de Haziran Ayaklanması ile başlayan ve bugün giderek işçi sınıfının belini doğrultarak yükselttiği mücadeleler, Ortadoğu’nun ve dahası dünyanın birçok yerinde halkların devam ettirdiği direnişler, her biri de insanlığın sömürüye karşı yürüttüğü ortak mücadelenin dallarıdır.


Kıbrıslı Devrimci Komünistler olarak bizler de örgütlülüğümüzü artırmalı ve yakın dönemde ülkemizi de içine alması kuvvetle muhtemel olası devrimci dalgalanmalara hazırlanmalıyız.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Devrimci Kopuş Ocak 2015/1 tarihli ikinci sayısı çıktı

Devrimci Komünist Birlik olarak yayınladığımız siyasal bültenimiz "Devrimci Kopuş"un Ocak 2015/1 sayısı çıktı.

DKB olarak ülkemizde ve dünyada öne çıkan konuları ele alacağımız "Devrimci Kopuş" bülteninde siyasal yaklaşımımızı ortaya koymayı ve ülke devrimci mücadelesine katkı yapmayı hedefliyoruz.

Bültenimize Devrimci Kopuş Sayı 2 linkinden PDF formatında ulaşabilir ya da sizlere basılı olarak elden ulaştırmamız için 0542 863 66 60 numaralı telefondan bizlere ulaşabilirsiniz.

6 Ocak 2015 Salı

SGB, “Sınıfa” Çağırıyor!


Başlangıçlar kendi gerekliliklerini birçok neden içerisinde bulur. Birikimlerin, ihtiyaçların ve zorunlulukların sonucudur. Bu anlamıyla her başlangıç; aslında var olan hareketin içerisinde yer tutan güç ve güçlerin yeni bir cepheden mücadeleye kattığı taze bir soluktur. Sınıfın Gençlik Birliği, bu soluğun sahibi olabilmek için gençliğin cephesinden atılan bir adım olarak yerini alıyor. 

Evet, böylesi bir soluğa ihtiyacımız var. Kıbrıs’ın işçi ve öğrenci gençliğinin emperyalist-kapitalist kuşatmayı yarabilmesi, bu kuşatmanın var ettiği “yabancılaşma, çürüme ve bireysel kurtuluş” yıkıntıları karşısında siyasal bir güç olarak yer alabilmesi için kendi öz örgütüne ihtiyacı var. 

Sınıfın Gençlik Birliği Kuruluş Manifestosu'na PDF formatında ulaşmak için tıklayınız.

17 Aralık 2014 Çarşamba

İnsanlık suçu işleyenler hesap versin!

CTP-BG “milletvekili” Doğuş Derya, 15 Aralık günü yaptığı konuşmasında, ülkemiz tarihindeki en karanlık dönemlerden birisi olan 1974’de yaşanan olaylara değinerek, cesur ve yürekli bir adım atmıştır.
15 Temmuz faşist Yunan Cuntası’nın Kıbrıs Cumhuruyeti’nin seçilmiş idaresine karşı yaptığı askeri darbe ve sonrasında 20 Temmuz’da başlayarak 14 Ağustos’taki ikinci askeri harekatla tamamlanan Türk işgali ile sonuçlanan ülkemizin NATO planları çerçevesinde bölünmesi sürecinde, Kıbrıs’taki tüm toplumlar çok büyük acılar yaşamış ve özünde insanlık suçu olan bir çok savaş suçu işlenmiştir.
Bu acılar farklı etnik kökenlere sahip olan Kıbrıs halkının her bir toplumunu da derinden yaralamıştır. Kıbrıs halkını bölerek bir birine kırdırtan egemenler; ülkemizdeki tüm toplumlara karşı toplu katliamlar, işkenceler, tecavüzler, gasplar ve daha bir dizi suç işlemiş ve toplumlar arasında düşmanlık tohumları ekilmeye çalışmışlardır.
Bu insanlık suçlarını işleyen yabancı emperyalist güçler ve onların yerli suç ortakları, 1974 sonrası kuzey ve güney olarak bölünen ülkemizin her iki tarafında da egemenliklerini bu suçlar üzerine inşa ederek korumuşlar ve hiç bir şekilde işlenen suçların sorumlularının ortaya çıkarılmasına olanak yaratmamışlardır.
Doğuş Derya arkadaşımız bu gerçeklere parmak basmış ve yürekli bir duruş sergilemiştir. Devrimci Komünist Birlik olarak bizler onun bu duruşunu desteklemekte, ona karşı yapılan faşizan saldırıları en sert şekilde kınamakta ve dayanışmamızı sunmaktayız. Ve belirtmek istiyoruz ki; ülkemizin karanlık geçmişinde insanlık suçu işleyenlerden hesap sormayan, ülkemizin her iki yarısındaki gelmiş geçmiş her bir hükümet, bu suçların üstünün örtülmesine katkı koymakta ve günün sonunda onlarla suç ortaklığı  yapmaktadır.
Bu özellikle Doğuş Derya arkadaşımızın mensubu olduğu CTP ve geçmişte her iki tarafta da CTP gibi hükümetlerde yer alan tüm diğer “barış yanlısı” partiler için çok daha geçerli bir durumdur.
Ülkemizde gerçek bir barış inşa etmek için; Kıbrıs halkını bölen ve bir birine kırdırtarak, aralarına düşmanlık tohumları yerleştirenleri ortaya çıkarmak ve halkımıza karşı bu suçları işleyerek ülkemizin emperyalist işgaline ortak olanlardan hesap sormak zorundayız.
Bu insanlık suçlarını işleyenlerin ortaya çıkarılması amacıyla gerekli olan adımların atılması yönünde Doğuş Derya arkadaşımızın yapacağı her bir olumlu harekete desteğimiz tamdır. Onun bu yöndeki girişimlerini desteklemeyen ya da karşı çıkanlar karşısında da hep birlikte Doğuş Derya ile omuz omuza sonuna kadar kavga vermeye hazırız.
Açık birer insanlık suçu olan tüm savaş suçları ortaya çıkarılsın!

İnsanlık suçu işleyen her bir kişi yargılansın ve Kıbrıs halkına hesap versin!

8 Aralık 2014 Pazartesi

DKB bülteni "Devrimci Kopuş" ilk sayısı çıktı

Devrimci Komünist Birlik olarak her ayın 1'i ile 15'inde yayınlamayı hedeflediğimiz siyasal bültenimiz "Devrimci Kopuş"un ilk sayısını yayınlıyoruz.

DKB olarak ülkemizde ve dünyada öne çıkan konuları ele alacağımız "Devrimci Kopuş" bülteninde siyasal yaklaşımımızı ortaya koymayı ve ülke devrimci mücadelesine katkı yapmayı hedefliyoruz.

Bültenimize Devrimci Kopuş Sayı 1 linkinden PDF formatında ulaşabilir ya da sizlere basılı olarak elden ulaştırmamız için 0542 863 66 60 numaralı telefondan bizlere ulaşabilirsiniz.

27 Kasım 2014 Perşembe

Kıbrıs Sorunu ve Devrimci Çözüm

Devrimci Komünist Birlik'in Kıbrıs sorunu ve mücadele anlayışı ile ilgili olarak hazırlanan "Kıbrıs Sorunu ve Devrimci Çözüm" başlıklı broşür çıktı. 

Broşüre aşağıdaki linkten PDF formatında ulaşabilirsiniz. 
Broşürümüz yakın bir zamanda İngilizce ve Yunanca olarak da yayınlanacaktır. 


Broşürümüzde özet olarak ortaya koyduğumuz siyasal yaklaşımları, çok daha kapsamlı bir şekilde ele aldığımız ayrıntılı dökümanımız da önümüzdeki süreçte tamamlanarak yayınlanacaktır.


"Devrimci Komünist Birlik - Kıbrıs Sorunu ve Devrimci Çözüm" 
broşürünü PDF formatında okumak için üsteki linke tıklayınız...

15 Eylül 2014 Pazartesi

Uyuşturucuyla zehirlenen değil, üreten bir gençlik için!

Çürüyen kapitalizmin yarattığı sorunlar hergün yeni gençlerimizi uyuşturcu bataklığına çekiyor!
Dört bir yanı askeri üslerle ve binlerce “güvenlik” gücü ile dolu olan ülkemizin kuzeyinde uyuşturucu baronları cirit atıyor! Her köşe başında kolaylıkla bulunabilen bir zehir durumunu alan Bonzai  tipi uyuşturucular sayesinde, toplumun özellikle işçi emekçi kesimlerdeki gençler zehirlenerek düşünmeyen, üretmeyen, sorgulamayan bireyler haline getiriliyor. Gençlerimiz, çocuklarımız birileri sermayelerine sermaye katsın diye hergün zehirlenmeye devam ediyor.
Bizzat devlet eli ile korunan uyuşturucu baronları, ülkemizi mafyatik örgütlenmelerle kuşatmış durumda. Toplumsal dinamikleri çökerten tüm bu olgulara rağmen egemenler önleyici hiç bir adım atmıyor. Egemen güçlerin bu illetin kökünü bilinçli bir şekilde kurutmayacağını biliyoruz. Çünkü onlar bu düzenden besleniyorlar!
Peki bizler ne yapacağız?! Sessiz bir çağresizlik içerisinde “cellad”ımızın bizi katletmesini mi bekleyeceğiz?!
Hayır! Görev öncelikle bu toplumun ilericilerine ve de biz devrimcilere düşmektedir.
Önce her türlü uyuşturucu satışına karşı örgütlü bir mücadele ile uyuşturucu çetelerini sokaklarımızdan, mahallelerimizden, okullarımızdan defetmeliyiz. Gençlerin bu gibi yollara özenmelerinin en önemli sebebi farklı alternatiflerinin olmayışıdır. Yeterli derecede kültürel, sanatsal veya sportif faaliyet olanakları sunulmayan gençler boşlukta bıraklımakta ve bu bataklığa itilmektedirler. Gençlerimize alternatif paylaşım alanları ve sosyalleşme olanakları sunmalı, onları uyuşturucu kullanmanın bir kurtuluş yolu olmadığı konusunda bilinçlendirmeliyiz.
Bu konuda özellikle işçi, emekçi kesimler içerisinde farkındalık yaratmak, örgütlenmek bizlerin temel görevleri arasında olmalıdır. Bu anlamda kendine ilerici, aydın diyen her bir kişinin ve kesimin, toplumumuzu saran bu çürümüşlüğe karşı harekete geçmesi şarttır. Bunu yapmadıkları oranda onlar da bu çürümüşlüğün sorumluluğunu üzerlerine almaktadırlar!
Bu sorunun yaygın bir şekilde görüldüğü işçi, emekçi bölgelerinde, mahalle sakinlerinin bilgilendirilmesi ve bu konuda örgütlenmesi için çalışma başlatılmalıdır.  Mahallerede atıl dururan binalar hızlı bir şekilde restore edilerek demokratik kitle örgütlerinin aktivitelerinin yapıldığı nitelikli merkezlere dönüştürülmelidir.  Bu sayede kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler teşvik edilmelidir. 
Aksi taktirde sadece gelecek kaygısı yaşayan ve giderek daha da çok bu bataklığa saplanan gençler değil, aynı zamanda toplumun en önemli dinamikleri de yok olacaktır. Toplumun uyuşmuş beyinlere değil, düşünen, üreten ve hakları için mücadele eden sağlıklı beyinlere ihtiyacı vardır.
Ülkemizi bu pisliklerden köklü bir şekilde temizlemenin yolu ise bu pisliği yaratan sömürü ilişkilerinin parçalanıp atılmasından geçer! İnsanı değil, daha fazla karı hedefleyen kapitalizmi yıkmamız ve yerine insan odaklı sömürüsüz, adil bir düzen kurmalıyız!
Zehirlenip yok olan değil, üretip gelişen bir gençlik ve toplum için bu çürümüşlüğe sen de dur de!

Bu Pisliği Devrim Temizler!

29 Haziran 2014 Pazar

Sol-sekterizm...

Marksizm, kendisini burjuva siyaset alanının sınırlarında yontmaya çalışan sol-liberallerden ne kadar çektiyse, kendisini tutucu bir kalıba sokmaya çalışan sol-sekterizmden de o kadar çekti.

Taktiksel politikayı muhafazakar bir eda ile ilkeselleştiren ve politikanın 'devrimciliğini' hayatın kendi karşılığında değil de kendisinden "başka" konuşanların tercihlerinde bulmaya çalışanlar için "keskinleşmek" kolaydı.

En radikal lafların arkasına sığınarak koparılan gürültüler ardılların da genellikle koca enkazlar bıraktılar. Tarih böylesi durumlara sıkça tanıktır. Ve bunlar genellikle devrim 'adına' işlenmiş tüm suçların sanık sandalyesinde oturdular.

Bir "aziz" olan Kautsky'i, normal zamanların "emektarlığı"ndan sınıflar mücadelesinde bir "dönek" durumuna evrilten ve tüm düşüncelerini askıya almaktan da öte çürüten gerçeklik Leninizmin devrimci diyalektiğinde aranmalıdır. Onun diyalektiği, taktik politikayı sayfalar arasına yazılmış bir reçetenin donukluğuna saklamaz.

Sol komünizm için politika düz ve ruhsuzdur. O, "en doğruları" sınıfların karşılıklı konumlanışı ve bu konumlanışın devrimci içeriği üzerinden değil kendi kafasının içindekiler üzerinden belirler.

Ve mistik bir imanla, kitleleri günde beş vakit kendi "tarikatına" çağırır. Çünkü en doğru (!) odur! "Mutlak" doğruların, kitap ve dergi sayfalarını doldurduğunu çok gördük.

Lakin, Lenin'in "yaşayan tarihin diyalektiği" diyerek tarif ettiği sınıflar savaşımının her anında bu "mutlak doğruların" beş para etmediğini de çok gördük.
Esnemelerin ama kırılmamaların, talep etmelerin ama dilenmemelerin yarattığı fiili mücadelenin, salt nesnele değil, öznel koşullara da sağladığı katkı örnekleri ile mevcut.

Haşa!.. bir devrimi değil, bir tepkiyi dahi örgütleyemeyen gerçekliğin, yanıtsız çağrılara kendi kulağını dahi asmaması bir akıl tutulması ile açıklanabilir.

Akıl bir kere tutuldum mu vay o politikanın haline... "...komünistlerin bütün görevi, bilinçlenmede geç kalanları inandırmayı bilmek, onların arasında çalışmayı bilmektir, yoksa çocukça uydurmalardan başka bir şey olmayan "sol" sloganlar ileri sürerek onlardan ayrılmak değildir." Lenin (Sol Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı)

1 Mayıs 2014 Perşembe

Haklı taleplerimizle alanlara!

Plansızlığa ve azami kâra dayalı emperyalist kapitalizm her geçen gün daha da çürümeye ve yeryüzü ile birlikte insanlığı da kirletmeye devam ediyor!
İnsanlık bugün iki seçenekle karşı karşıya; ya bu kokuşmuş barbarlık düzenine boyun eğerek yok olmak, ya da “Bu Pisliği Devrim Temizler!” diyerek sosyalizme giden yolda ilerlemek…
Sermaye kesimleri kendi yarattıkları krizin bedelini işçilere, emekçilere ödetmeye çalışırken dünyanın dört bir yanında kapitalist saldırganlığa karşı yeni direnişler ve başkaldırılar yükseliyor. “Sosyalizm öldü!” diye insanlığa umutsuzluk pompalayanlar, bir kez daha dünyanın dört bir yanında “bir hayalet”in dolaştığını görerek korkuya kapılıyorlar.
İnsanlığın gelişiminin önünde biriken çürümüş düzenleri yıkıp atan devrimci dönüşümler yeniden meşruluk kazanıyor!
İnsanlığın ezici çoğunluğunu oluşturan işçileri ve emekçileri, yoksulluğa mahkum eden kapitalizmin ortadan kaldırılması için “Tek yol Devrim!” şiarı yeniden ses buluyor… 
Kıbrıs’ın Devrimci Komünistleri olarak giderek daha da güçlü bir şekilde “Bu Pisliği Devrim Temizler!” şiarını haykırarak yeni devrimlere hazırlanıyoruz.
Ülkemizde ezilip, sömürülen her ülkeden, milletten, dilden ve dinden işçileri, emekçileri bu ortak mücadelemize omuz vermeye, yeryüzünün dört bir yanındaki milyarlarca sınıf kardeşlerimizle mücadelemizi birleştirmeye çağırıyoruz!
Sömürenlerin birliğine karşı, sömürülenlerin birliğini yükseltmek için, Kıbrıs’ta yaşayan ve sömürülen tüm işçiler, emekçiler 1 Mayıs’ta omuz omuza mücadele alanlarındayız!
Kıbrıs’ta yaşayan ve çalışan tüm işçilerin, emekçilerin yasal hakkı olan sendikal örgütlenme hakkımızı tüm işyerlerinde kullanalım, ekonomik haklarımızı korumak ve artırmak, eşit işe eşit ücreti, insanların yaşamlarını insanca seviyelerde sürdürebilmesi için gereken ücreti elde edebilmek için bizim olan sendikalarda örgütlenelim!
Sömürenlerin barbarlık düzenini dağıtmak için halkların kardeşliğini ve sınıf mücadelesini yükseltelim, işçi sınıfı iktidarını kurmak için devrimci örgütlenmemizi artıralım!
Yaşasın daha iyi yaşam koşulları için mücadelemiz ve sendikal örgütlülüğümüz!
Yaşasın sömürüsüz bir düzen mücadelemiz ve devrimci sınıf örgütlenmemiz!
Yaşasın halkların kardeşliği, işçilerinemekçilerin birliği!
Yaşasın işçi sınıfının birlik, mücadeleve dayanışma günü kızıl 1 Mayıs!

Tüm işçileri emekçileri 1 Mayıs saat 17:30’da, Lefkoşa Otobüs Terminali’nde toplanarak, saat 19:00’da Ara Bölge’deki Taksim (Çetinkaya Antrenman) Sahası’nda gerçekleşecek olan Ortak 1 Mayıs Eylemi’ne birlikte katılmaya çağırıyoruz.

21 Nisan 2014 Pazartesi

KSP adıyla yapılan çarpıtmalar ve zorunlu teşhiri

Bugün DKB içerisinde mücadelesini sürdüren bir çok arkadaşın Marksit siyasal mücadele anlamında ilk örgütlü adımları attığı yer Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek gazetesi ve Kıbrıs Sosyalist Partisi’dir. Yaklaşık 9 yıl boyunca bu yapılanmanın her bir kademesinde ve becerebildiğimiz oranda görev almaya ve bu yapılanmanın siyasetinin örgütlenmesine katkı koymaya ve bu yapılanma içerisinde kemikleşmiş olan çarpık noktalara karşı kararlı bir şekilde mücadele etmeye çalıştık. Ancak yaklaşık iki buçuk yıl önce bu çabanın boşa olduğu ve bu kemikleşen ve giderek daha da çarpık noktalara kayan anlayışları kırmanın pek de mümkün olmadığı kanaatine vararak bu konuda hemfikir olan çok sayıda arkadaşla topluca KSP’den istifa ettik. İstifa edenler arasında istifamızdan dört ay önce gerçekleşen parti kongresinde birlikte seçildiğimiz KSP Merkez Komitesi’nin tüm üyeleri de bulunuyordu. Biz KSP’den istifa ederken mücadelemizi farklı bir örgütlenme çatısı altında sürdüreceğimizi belirttik ve öyle de yaptık. Ve günün sonunda ortaya Devrimci Komünist Birlik çıktı. KSP’den birlikte istifa ettiğimiz arkadaşlardan bir iki tanesi daha sonra bizimle ayrılığa düştü. Kimisi KSP’de kalan anlayışa karşı hep birlikte yönelttiğimiz ve altta aktardığımız eleştirileri geri çekerek KSP’ye geri döndü, kimisi ise mücadeleden tamamen uzaklaştı.

İstifa ederken “Dernekçi, küçük grupçu anlayış; eleştiri adı altında saldırı ve hakareti, tartışma adı altında karşı grubun altını oymayı, ideolojik hassaslık adı altında niyet okumayı, “öküz altında buzağı aramayı”, cımbızlama metotlarını, yalan ve iftirayı seçti. Parti krizi derinleşti.” tespitini yaparak ortaya koyduğumuz önemli noktalardan bazıları şöyleydi:
  • “Konuşmaktan, kelime cımbızlamaktan, devamlı düşman yaratıp onunla savaşarak hayatta kalmaktan ve gerçek bir parti oluşturmak için kılını dahi kıpırdatmayıp taşın altına elini koyanlara saldırmaktan, demokratik yolla seçilen Merkez Komitesi’ni kelleci, onu destekleyenleri de ‘kelle’ olarak nitelemekten başka bir işe yaramayanların nasıl partili olduklarını görmek ve göstermek istiyoruz.
  • Bizler, onların tabiriyle küçük burjuva, maceracı ve parti düşmanıysak, ve bizlerin ayrılmasıyla önleri açılacaksa buyursunlar yapsınlar. 30 sene sonra başladıkları yere dönmenin, bu süre içerisinde kendi yapılanmalarına tek bir kişiyi dahi kazanamamalarının sorumluluğunu bizlere, dürüst devrimcilere veya o hiç ümit beslemedikleri işçi sınıfına tekrar tekrar yükleyip yüklemeyeceklerini görmek ve göstermek istiyoruz.
  • Düşman üreterek ve kendi kendine o “düşmanlarla” savaşarak siyasi anlamda hayatta kalmayı strateji haline getirmiş zihniyet, kendi dar grupları dışında kimsenin kalmadığı KSP’yi nasıl idare edecek görmek ve göstermek istiyoruz.
  • Artık önlerinde sözde ideolojik sapkınlar da olmadığına göre KSP’yi işçilerle, emekçilerle, kadınlarla, köylülerle, gençlerle nasıl buluşturacaklarını görmek ve göstermek istiyoruz.
  • Partinin inançlı militanlarını hizip, kariyer ve hırslar uğruna kaybedenler, nasıl yeni insan kazanacaklar, kazandıklarını da “gözünün üstünde kaşın var” diyerek nasıl bir kalemde harcayacaklar görmek ve göstermek istiyoruz.
  • Devrimci siyasete hayatın bizzat kendisi tarafından zafer payesi verildiği koşullarda kapıldıkları burjuva-emperyalist çözüm umutlarının yıkıntısıyla nasıl Marksist-Leninist bir örgüt inşa edecekler görmek ve göstermek istiyoruz.”
Dileyenler istifa yazısının tamamına şu linkten ulaşabilirler:http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/35/news/60038

Bu istifa yazısında şöyle demiştik: “Ya kariyerist yılgınları partiden atmak, ya da zaten ana gövdesini bizlerin oluşturduğu ekibimizle örgütlü mücadelemize KSP dışında devam ederek, bu ekibi bizlerin ayrılmasıyla birlikte KSP enkazının altında bırakmak. Bizler, ikinci yolu seçiyoruz.”

KSP’den istifa etmemizden sonra geçen süreçte bir çok gelişme yaşandı ve yaşanan her yeni gelişme bizlerin KSP’den istifa etmemizin ne kadar da yerinde bir karar olduğunu ve istifa ederken ortaya koyduğumuz noktaların haklılığını kanıtladı. Bizler ikinci yolu seçerek mücadelemizi kararlı ve planlı bir şekilde KSP dışında devam ettiriyoruz. KSP ise giderek daha da büyük bir enkaza dönüşüyor. İşin acı tarafı ise o dönem bizimle birlikte aynı duruşa sahip olan KSP’den istifa ederken ortaya koyduklarımızla tam bir hemfikirlik içerisinde olan bazı arkadaşlar da bu enkazın oluşmasına katkı koymaktadırlar.

KSP’den istifa etmemizden sonra KSP’de kalan çarpık anlayışla gereksiz ve yararsız polemiklere girerek boşa zaman harcamamayı bir prensip haline getirdik ve bu prensibi hala daha korumaktayız. KSP adıyla temsil edilen çarpık anlayışa karşı açık tavır takınmak zorunlu hale gelmediği sürece bu arkadaşları muhattap almıyoruz. Ve bu yazıyı da bir zorunluluk olarak gördüğümüz için kaleme alıyoruz. Bu yazıyı zorunlu hale getiren şey; KSP adıyla temsil edilen çarpık anlayışın son dönemde yaşanan iş ve güç birlikteliği çalışmalarına yönelik birkaç gün önce “SEÇİMLER için SOL'da BİRLİK ÜZERİNE” başlığıyla yayınladığı yazıdır.

Yayınlanan yazıda “Yeni “solda birlik” ilkelerini savunan yoldaşlar (bunlar arasında Gelecek gazetesi ve DKB de vardır)” denilerek alttaki ifadeler kullanılıyor:

“Onlar (AKEL ve CTP kastediliyor bn.) Kıbrıs'ın (ve dolayısıyla insanlığın) tüm sorunlarını emperyalist sistem içinde çözmek istiyorlar ve çabalarını bu çerçeve içine hapsediyorlar. Aynı tavır solda birlikçilerin tümünde de görmekteyiz.”

““Solda birlik” ilkelerinin stratejik temeli nedir? Bu temel Kıbrıs Sorununun çözümünü BM çatısı altında, ve aynı zamanda AB çatısı altında halletmeyi önerir. Yani Dünya Emperyalist sistemi hem Dünyada sapasağlam ayakta duracak, hem Kıbrıs bu sistemin tutarlı bir parçası olarak kalacak, hem de Kıbrıs'ın bağımsızlık sorunu, Kıbrıs'ın özgürlük sorunu, Kıbrıs'ın Demokrasi sorunu, Kıbrıs'ın barış sorunu, Kıbrıs'ın milletler arası kardeşlik, yani birlik sorunu çözülecek. “Solda birlik” ilkeleri ile Kıbrıslı Türklerin varlığını korumanın başka yolu ve yordamı olmadığı ilan ediliyor. Halbuki Kıbrıslı Türkleri (vede Kıbrıslı Rumları) bu temel üzerinde inşa edilen şu veya bu sözde çözüm türüyle korumanın imkanı vede ihtimali yoktur.”

“Ve tabii ki AKEL ve CTP'de bu önermeye destek olmamışlarıdır. Çünkü bu partilerin ve yeni “solda birlik” ilkelerini savunanların yaklaşımına temel olan şey emperyalizmin varlığını korumaktır.”

“Ancak “solda birlik” ilkelerini savunan arkadaşlar tarafımızdan kabul edilmesi sözkonusu olmayan Kıbrıs Sorunu konusundaki yaklaşımlarını işbirliği ilkelerine eklemekte ısrar ederek KSP'nin siyasi duruşunun aleyhine kendi görüşlerini empoze etme yaklaşımı sergilediler. Partimiz bu yaklaşım karşısında böyle bir “solda birlik” ilkelerine imza atmayı reddetti.”

Bu ifadeler hiç bir şekilde devrimci siyasi etiğe sığmamaktadır. Bu siyaset yapma biçimi ancak ve ancak yalana ve dolana dayalı burjuva siyaset biçimi olabilir. Çünkü yukarda aktardığımız yazıda ortaya konanlar dayanaksız ve gerçekleri bilerek çarpıtmaktan başka bir şey değildir.

KSP’den temsilcilerin de katıldığı iş ve güç birliği toplantılarında sözlü olarak ortaya konanlar yanında yazılı olarak ortaya konanlar da vardır. Yapılan toplantılarda “ortak bir çerçeve metni” oluşturulması için YKP temsilcisi tarafından herkese dağıtılan örnek bir metin vardır. Bu metin daha önce farklı kesimlerle aynı amaçla yürütülen çalışmalar sonucunda ortaya çıkan bir metindir. Toplantıda KSP temsilcisine dağıtılan metnin hiç bir bağlayıcılığının olmadığı, ilgili metnin farklı kesimlerle birlikte oluşturulduğu ve bu yapılırken herkesin hassasiyetlerinin gözetilmeye çalışıldığı, şuan oluşturulmaya çalışılan iş ve güç birlikteliğinin ise daha farklı bir kapsamda olduğu ve ilgili metindeki yaklaşımlardan  sadece herkesin kabul edeceği noktaların alınabileceği, dahası tümüyle yeni bir metin de yazılabileceği üstüne basa basa belirtilmiştir. KSP kendi karar alma organlarında konuyu değerlendirdikten sonra altı ısrarla çizilmesine rağmen sadece bir örnek olarak dağıtılan ve hiç bir bağlayıcılığı olmayan metin gerekçe gösterilerek iş ve güç birlikteliği çalışmalarından çekildiğini bildirmiştir.

Bunun üzerine KSP’den yollanan mesaja bu kez aynı çerçevede 20 Mart 2014 tarihinde yazılı bir cevap verilmişti. DKB temsilcisi Yusuf Alkım tarafondan yazılan cevap şöyledir:

“Hala daha kendi istediğiniz gibi anlamaya ve göstermeye devam ediyorzunuz, son toplantıda Murat (YKP temsilcisi) tarafından verilen metin sadece bir fikir jimnastiği olsun diyedir, bu bir kaç kez belirtildi. Bu metnin hiçbir bağlayıcılığının olmadığı, bazı noktalarının kullanılabileceği ya da toptan çöpe atılabileceği da açıkça belirtildi. KSP'den toplantıya katılan kişinin Kıbrıs sorunu ile ilgili hiçbir ortak paydada buluşmamızın mümkün olmadığını belritmesi nedeniyle Kıbrıs sorunu konusunda bir açılım yapılmasın önerisi geldi. Ve bizler de eğer Kıbrıs sorunu konusunda işgale, garantörlüklere, NATO şemsiyesi altında bir anlaşma modeline karşı olmak, bağımsız birleşik demokratik bir Kıbrıs modelini birlikte dillendirmek ortak paydalar olarak öne çıkarılmayacaksa oluşacak işbirliğinin bir anlamının olmayacağını belirttik. Ancak KSP temsilcisi arkadaş bu noktaların kendi anladıkları çözümden farklı olduğu ve ortak payda olarak ortaya konamayacağını belirtti. Yani işbirliğini sadece birlikte seçimlere girme, bunun altının ise tamamen her yapının kendi siyaseti ile doldurulması önerisinde bulundu ve kabul görmedi. Şimdi hala daha örnek olarak verilen ve hiçbir bağlayıcılığı olmadığı belirtilen metni gerekçe göstermek doğru değildir...”

Bu yazılı cevaba KSP tarafından hiç bir şekilde yanıt verilmemiştir.

KSP’nin çekilmesinden sonra, DKB olarak YKP ve Çağ-Sen ile Ortak Muhalefet Alanı adıyla sürdürmekte olduğumuz iş ve güç birliğinin ilan ettiği ortak manifestosu ise şöyledir:

“Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejime karşı mümkün olan en geniş muhalif güçbirliği bloğunu oluşturmayı amaçlayan örgüt ve bireyler olarak bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Benimsediğimiz ideallerimiz; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan tüm hak ve özgürlüklerin hayata geçirildiği; insanların ırk, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, dil, din, siyasi görüş, ulusal veya etnik kökeninden dolayı ayrımcılığa uğramadığı; baskı ve sömürünün yaşanmadığı; halktan, ezilenden, doğadan, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, adaletten, demokrasiden yana bir düzenin kurulduğu; tüm ezilenlerin, işçilerin, emekçilerin, memurların, küçük esnafın, göçmenlerin, kadınların, köylülerin, gençlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBTİ bireylerin, dışlanan, yok sayılan ve yok edilmeye uğraşılan bütün kesimlerin söz sahibi olduğu; bağımsız, birleşik, federal bir Kıbrıs’tır.
İnanıyoruz ki; adamızda uzun yıllardır olağanüstü hal yaşanmasına neden olan Kıbrıs sorunu, birçok sorunun temel kaynağıdır. Ortadoğu’yu ve bölgedeki yeraltı ve yerüstü kaynaklarını kontrol altında tutmak isteyen emperyalist güçlerin Türkiyeli, Yunanistanlı ve Kıbrıslı işbirlikçileri de kullanarak sürekli canlı tuttuğu bu sorun yüzünden, Kıbrıslılar yıllardan beri çatışmalar, savaşlar yaşamakta, bunların yol açtığı türlü sorun ve acılarla boğuşmaktadır. Hatırlanacağı gibi, Yunan Cuntası’nın 15 Temmuz 1974’te gerçekleştirdiği faşist darbenin ardından, Türkiye Cumhuriyeti (TC) Devleti, 20 Temmuz 1974’te askeri müdahalede bulunarak Kıbrıs’ın coğrafi ve siyasi olarak bölünmesini sağlamış ve adanın kuzeyinde tamamen kendi kontrolünde, uluslararası kararlarla da teyit edilen “bölgesel bir alt yönetim” oluşturmuştur. Türkiye, Cenevre Konvansiyonu’na aykırı bir şekilde, savaş suçu işleyerek, 1974’ten günümüze Kıbrıs’ın kuzeyine nüfus aktararak demografik yapıyı da değiştirmiştir. Değişen demografik yapıyı bir araç olarak kullanan ve Kıbrıslı Türkler’in siyasi iradesini gasp eden bu baskıcı rejim, ateşkes koşullarını da ileri sürerek tüm Kıbrıslıların insan hak ve özgürlüklerini açıkça çiğnemekte ve uluslararası hukuka aykırı bir biçimde adadaki varlığını sürdürmektedir.
TC’nin yeraltı ve yerüstü silahlı kuvvetlerinin yanı sıra her türlü ekonomik ve kamusal yararı olan hizmet sektörü yani bankaları, üniversiteleri, okulları, dershaneleri, otelleri, kumarhaneleri, hava yolları, nakliye şirketleri, kargo şirketleri, telekomünikasyon şirketleri, televizyonları, gazeteleri, lokantaları, pastahaneleri, dini kurumları, su işleri dairesi, toplu konut idaresi gibi devlet daireleri çok özel ayrıcalıklar sağlanarak Kıbrıs’a taşınmış ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki tüm sektörler, TC’nin kamu ve özel kurumlarının mutlak hakimiyeti altına alınmıştır. Kısaca söylemek gerekirse, hayatın her alanı TC’nin kurumları, memurları ve sermayesinin işgali altındadır. Kıbrıslı Türkler, TC’nin adanın kuzeyinde uygulamakta olduğu sistematik asimilasyon politikaları neticesinde, toplumsal olarak yok oluş noktasına gelmiştir. Hem işbirlikçi hükümetlerin, hem de sistem içi muhalefetin ayrılıkçı rejimle bütünleştiği bu siyasi yapıda Kıbrıslı Türkler, uluslararası statüden yoksun bir şekilde hiçbir düzeyde temsil edilememekte, sesini duyuramamaktadır. Oysa son dönemde, Kıbrıs sorunuyla ilgili bir takım gelişmeler yaşanmakta, emperyalist güçlerin bölgemizde yeni bir ayar yapma çalışmaları yoğunlaşmaktadır. Bu gelişmeler olurken, Kıbrıs’ta yaşayan emekçilerin iradesinin ortaya konmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.
Böylesi koşullarda, çözüm bütün Kıbrıslıların insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygılı olmalı, herhangi bir yabancı ülkenin garantörlüğünü reddetmeli, NATO ya da benzeri bir ittifakın hegamonyasını dışlamalı, Kıbrıs’ı tam bağımsızlığa kavuşturmalıdır. Varılacak anlaşma, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini, tüm yabancı askerlerden ve üslerden arındırılmasını, işgale son verilmesini sağlamalı; toplumların üzerinde mutabık kaldığı bağımsız Kıbrıs’ı hayata geçirmelidir.
Bizler, Kıbrıs sorunu ve diğer toplumsal sorunlar yanında yaklaşan yerel seçimlerde de iş ve güç birliği yapmayı, mümkün olan en geniş muhalefet bloğunu oluşturmayı hedeflemekteyiz. Bu amaçla; başta Lefkoşa olmak üzere, mümkün olan belediyelerde ortak belediye başkan adaylarının belirlenmesi, Lefkoşa Belediye Meclisi üyeliği için Yeni Kıbrıs Partisi ismiyle seçimlere girilmesi ve adayların da isim bazında saptanması için çalışmalarımızı başlatmış bulunmaktayız. Çalışmalarımızın koordinasyonunu sağlamak amacıyla, bugüne kadar blok içinde yer alacağını açıklayan örgüt ve bireylerden oluşan bir ortak komiteyi de belirlemiş bulunmaktayız. Güç birliğine ileride katılacak örgütlerin temsilcilerinin de yer almasıyla komite gelişerek güçlenmeye devam edecektir. Bu vesileyle, iş ve güç birliğimizi daha da genişletmek amacıyla, ülkemizdeki rejime karşı mücadele eden tüm siyassal yapı, örgüt ve bireyleri muhalefet bloğuna katılmaya çağırıyoruz.”

Yürütülen iş ve güç birlikteliğinin prensiplerini ortaya koyan yukardaki metin tüm kamuoyuna ilan edilmiş olmasına karşın KSP’nin hala daha “Onlar (AKEL ve CTP kastediliyor bn.) Kıbrıs'ın (ve dolayısıyla insanlığın) tüm sorunlarını emperyalist sistem içinde çözmek istiyorlar ve çabalarını bu çerçeve içine hapsediyorlar. Aynı tavır solda birlikçilerin tümünde de görmekteyiz.”  çarpıtmasını yapması ve daha da ileri giderek alttaki yalan iddialarda bulunması kabul edilebilr değildir.

““Solda birlik” ilkelerinin stratejik temeli nedir? Bu temel Kıbrıs Sorununun çözümünü BM çatısı altında, ve aynı zamanda AB çatısı altında halletmeyi önerir. Yani Dünya Emperyalist sistemi hem Dünyada sapasağlam ayakta duracak, hem Kıbrıs bu sistemin tutarlı bir parçası olarak kalacak, hem de Kıbrıs'ın bağımsızlık sorunu, Kıbrıs'ın özgürlük sorunu, Kıbrıs'ın Demokrasi sorunu, Kıbrıs'ın barış sorunu, Kıbrıs'ın milletler arası kardeşlik, yani birlik sorunu çözülecek.” “Çünkü bu partilerin (AKEL ve CTP kastediliyor) ve yeni “solda birlik” ilkelerini savunanların yaklaşımına temel olan şey emperyalizmin varlığını korumaktır.”

Tekrar ediyoruz; bu çarpıtamaya, yalana ve dolana dayanan burjuva siyaset biçimidir. KSP bu siyaset biçimini sürdürecekse yolu sonuna kadar açıktır. Ancak bilinmelidir ki DKB hiç kimsenin Marksizm-Leninizm’in saygın proleter siyasetini kirletmesine, ona leke sürmesine izin vermemekte kararlıdır. Ve KSP adıyla yapılan bu çarpıklara KSP içerisinde yer alarak ortak olanlar eşit derecede sorumluluk sahibidirler.